Bay ve Bayanlar ile Güzel Sohbet
Sitesi


İnsanlar arkadaş bulma sitelerine üye olduktan sonra ülke, yaş ya da kültür fark etmeksizin farklı insanlarla sohbet ediyor, tanışıyor ve arkadaşlık ilişkileri kuruyor. Bu durum insanların yeni bir şeyler öğrenmesini ve yeni kültürler görerek kendisini geliştirmesini de sağlıyor. Bu durumda insanlar arkadaş bulma sitelerini oldukça yoğun bir şekilde kullanıyor. Bu durum insanların günlük hayattan ne kadar sıkıldığının da bir göstergesi olarak görülebilir.

Yetişkin insanlar ile Mobil Sohbet
Odaları Tek Adresi


İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımızda giren akıllı cep telefonları gündelik yaşamımızda bir çoğu kolaylığı bizlere sunmuştur. Bunun yanı sıra arkadaşlıklar kurabileceğimiz ve sohbet edebileceğimiz mobil sohbet sitelerine kolayca bağlanabilmemizi sağlamaktadır.

Rüya Konusuna Kelami Bir Bakış



İslami Kaynaklar Işığında Rüya konusuna Kelami Bir Bakış
İSLAMÎ KAYNAKLAR IŞIĞINDA RÜYA mevzusuna KELAMÎ BİR bakiŞ

Özet:
Arapça kökenli bir kavram olan rüya, uyku esnasında görülen ve yaşanmış olan şeyler anlamına gelir. Varlığı insanın yaratılışı kadar eski olan rüyaların iyi mi meydana geldiği hususunda farklı yaklaşımlara sahip olunsa da genel anlamda rüyaların bir tür algı ve hayallerden ibaret olduğu söylenebilir. Uykuda görülen rüyaların gerçeğe delalet edip etmeyeceği hususu kadim zamanlardan günümüze kadar tartışıla gelmiş bir sorundur. İlahî ve beşerî dinlere mensup bir kısım bireyler rüyalarda görülen ve yaşananları gelecekte meydana gelecek olay ve olgulara işaret eden sembol ve işaretler olarak yorumlamışlarsa da peygamberlerin rüyaları istisna edilecek olursa, rüyaların kesin gerçekliğe delalet ettiğini söylemek, onlar üzerine inanç, yakarma ve terbiye ilkeleri tesis etmek İslam kelamı açısından mümkün görünmemektedir.
Anahtar Kelimeler: Rüya, Rüya Yorumu, İlham, Amel, bilgi, data Kaynağı.

A Theological Wiew to The Topic of Dream in The Light of Islamic Sources
Abstract:
Arabic origin as a concept dream, sleep during what is seen and experienced. The presence of people is as old as the creation of the dream occurs in the matter of how different approaches have in common is also a kind of dream can be said to consist of intellectually and imaginatively. Sleep in the reality of the dream and not portent of things to be discussed until today came from ancient times is a sorun. Divine religion and humanities a part of the members of individuals seen in a dream and those who live in the future event will occur and facts indicate the symbols and signs have interpreted as the final reality of the dream portend to speak, on their beliefs, worship and moral principles of Islam is to be established in terms of theology does not appear possible.
Key Words: Dream/ Vision, Dream analysis, Inspiration/ Revelation, Action, Knowledge, Source of information.
* Doç. Dr., Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

1- Rüyaya İlişkin Kavramsal Çerçeve

Arap dilinde gözle ve kalple “görmek, bakmak” anlamındaki rü’yet kökünden türeyen rü’ya1 kelimesi uyku esnasında zihinde beliren görüntülerin bütününü ifade eder. Başka bir ifadeyle rüya, uyku sırasındaki görüş, görülen ve yaşanmış olan şeyler demektir.2 Rüyanın Türkçe karşılığı düştür. Ancak düş kelimesi tam olarak rüya kelimesinin anlamını karşılamaz. Zira rüya, daha geniş anlamlar ifade eder. Rüya ile sözlük anlamı aynı olan hulm kelimesi ise daha çok korkunç düş veya rüyalar için kullanılır. Kur’an’ın rüya ile ilgili ayetleri incelendiğinde görüleceği üzere rüya hulm ya da ahlâmdan başkadır. Rüya sadece kişisel, sübjektif bir vaka değildir. Onun içeriğinde yorumla elde edilebilecek gerçek bir anlam gizlidir. Hulm ise, gerçekte hiç anlamı olmayan boş bir zan ve hayalden ibarettir ki aslen bir dış etkenden kaynaklanmış olsa bile objektif bir gerçeği ifade etmez. Bundan dolayı tabir ve yorumu olmayan bir ihtilam gibi sırf nefsî, sübjektif bir vaka yada şeytanî bir gerçek dışı olmaktan ileri gidemez.3 Nitekim Hz. Peygamber, “Rüya tanrı’tan, hulm ise şeytandandır.”4 diyerek bu ayrıma işaret etmiştir. Hz. Muhammed’in rüyaya ilişkin bu saslıne dayanılarak rüyalar Rahmanî ve Şeytanî olmak üzere başlıca iki kategoride değerlendirilmiş, rüyaların tanrı’tan olanına, rü’yayı sadıka, hasene, saliha; şeytânî olanına da hulm (çoğyüce ahlâm) adı verilmiştir. İslam literatüründe rüya manasında ehâdis, menâm ve mübeşşirât kelimeleri de kullanılmıştır.5
Rüya çeşitlerine delalet eden bazı ibareler de Kur’an-ı Kerim’de yer almıştır. Örneğin minik, büyük, kırmızı, yeşil, yaş ve kuru olarak gelişi güzel bir tarzda yerden toplanmış ot demeti anlamına gelen adgâs kelimesinin bir ayette ahlâma izafe edilmesiyle ortaya çıkan “adgâsü ahlâm” ibaresi “büyüğü küçüğüne, yaşı kurusuna karışmış ot demetleri şeklinde yenisi eskisine karışmış uyku halleri, aslabir anlamı olmayan, bütünüyle karmakarışık hayaller” anlamında kullanılmıştır.

2- Rüyanın Mahiyeti

Varlığı bütün insanlar tarafından görüldüğünden veya gözlendiğinden insani bir olgu olan rüyanın neliği ve işlevselliği hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür: Örneğin Taşköprüzâde rüyanın düşünme yetisinin/ nefs-i natıkâ bir işlevi olduğunu, gerçekliğinin olmaması durumunda bireyde mevcud yetilerin yaratılmasının bir anlamı olmayacağını belirtir.6 İslam felsefeci ve düşünürleri rüyayı bir takım sembollerin/ suretlerin mütehayyile gücünden ortak duyuya yansıması olarak açıklarlar. Onlara gore doğru ya da sadık rüyalar nefsin melekût âlemiyle ilişkisinden meydana gelir. İlk İslâm filozoflarından olan Kindî (796-866), “Uyku ve Rüyanın Mahiyeti Üzerine” adlı kitapçığında uyku ve rüyanın nefsin bir fonksiyonu bulunduğunu, uykuda devre dışı olan duyu güçlerine karşın tasarlama ile düşünme güçlerinin serbest kaldığını ve bu şekilde rüya olayının gerçekleştiğini belirtir.7 öteki bir filozofumuz olan Farabî (870-950) de, Kindî gibi rüyaları muhayyile gücüyle ilişkilendirerek açıklamakta, söz mevzusu gücün rüyaların oluşumunda etkin bir fonksiyonunun bulunmuş olduğunu anlatmaktadır.8 İbn Sinâ (ö.428/1036) ise kişinin gördüğü rüyayı fizik ötesi âlemle ilişkilendirir. Ona gore rüya nefsin muhayyile gücünün etkiye açık olma özelliği ile ortaya çıkmakta olup güçlü konuma geçmiş olan nefis uykuda fizik ötesi âlemden informasyon alabilmektedir. Muhayyile gücü dış duyuların kontrolü dışında kalan bireyin fizik ötesi âleme yönelişi fazlalaşır. Vücut sağlığının bozuk olması ve muhayyile ile anımsama güçlerinin iyi çalışmaması benzer biçimde birtakım engeller bulunmadığı sürece nefis muhayyileden kurtularak ilahi âleme yönelir. Söz mevzusu bu süreçte oradan gelen bilgiler nefiste yer eder, böylece metafizik âleme ilişkin bir algı ortaya çıkmış olur. Filozof İbn Sina’ya gore rüyalar yalnızca fizik ötesi âlemden nefse gelen etkilere dayanmaz, o insanoğlunun fizyolojik durumundan kaynaklanan rüyaların da varlığını kabul eder. Üşüyen bireyin rüyada ateş görmesi, acıkmışın rüyada yiyecek şeyler görmesi bu tür rüyalardandır. Bu durumda nefis ilk gördüğü şeyler üzerine hayaller yapmaya adım atar. Bu tür rüyalar karışık düşler olup ancak yorumla açıklanabilir. İnsanın muhayyile gücü vakaları kimi zaman gerçek şekliyle, bazen benzerleriyle hayal eder, kimi zaman de nefis melekût âlemiyle irtibata geçmeden bir şeyi gerçekten gözlemliyormuş gibi davranır. Oysaki nefsin gördüğü şey onun sureti olmayıp benzeridir.9
Rüyanın oluşumu genel olarak Zümer suresi 42. Ayetine dayanılarak açıklanabilir. Bu ayette allah’ın ölmek üzere olanların canını aldığı, ölmeyenleri de uykularında – bedenlerinden alıp kendilerinden geçirdiği-, ardından ölümüne hükmettiği kişilerin canlarını yanında tuttuğu, diğerlerini belli bir süreye kadar salıverdiği bildirilmektedir.10 İbn Abbas’tan gelen rivayeti kendi düşüncelerine esas olarak nefsi ruh manasına alanlar, ölümü ve uykuyu birbirinden ayırabilmek için olacak nefse iki türlü nitelik vermişlerdir. Birincisi, yaşam ve hareket gücüne haiz olan nefis, diğeri ise akıl ve seçip ayırabilme /temyiz gücüne haiz nefistir. Buna nazaran ölüm esnasında alınan nefis, hayat ve hareket nefsi olmaktadır. Uykularında alınan nefisler ise hayat ve hareketi elde eden nefis olmayıp, akıl ve seçip ayırabilme kabiliyetine sahip olan nefis olmaktadır. Çünkü yaşam ve hareketi sağlayan nefis ortadan kalkınca insanoğlunun teneffüs etmesi yani soluk alıp vermesi de sona ermektedir. Uyuyan ise soluk alıp vermektedir. Öyleyse ondan alınan nefis akıl ve seçip ayırabilme kabiliyetine haiz olan nefis olmaktadır.11
Mâtürîdî kelâm ekolünün kurucusu olan Ebû Mansur Mâtürîdî de ayete uygun bir yorumlama biçimı olduğunu söyleyerek bu düşünceyi paylaşmaktadır. Ona bakılırsa allah kişilerden ruhları almak suretiyle ölümü yaratır. Uykularında ise ruhlarını almamakta düşünen nefislerini almaktadır. Buna göre ölüm anında ruhla birlikte nefis alınmakta, uyku anında ise nefis alınmakta ruh ise bedende bulunmakta, ondan ayrılmamaktadır.12 Söz konusu ruhla da rüya görülmektedir.
Uyuyan insanda algı bulunmadığını düşünen Mu’tezile bilginleri rüyada görülenlerin hayalden ibaret olduğunu belirtmişlerdir. İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre ise rüya salt bir hayalden ibaret olmayıp ferdin ruhu ile gördüğü ve aklı ile algı ettiği bir olgudur. Rüyayı mâna âleminden rüyet âlemine semboller şeklinde indirilen ilham olarak da açıklayanlar vardır. Mutasavvıflar ise rüyayı uykuda misal âlemini seyreden ruhun gördüklerini uyanınca hatırlaması olarak tanımlamaktadır.13 Ebu Hamid Gazalî (ö.505/1111) ve Fahreddin er-Razi (ö.606/1210) şeklinde meşhur Eş’arî kelamcıları rüyayı, uykuda insan ruhu ile levh-i mahfuz arasındaki perdenin kalkmasıyla levhte yazılı olan şeylerin bir kısmının insan kalbine yansıması olarak açıklamaktadırlar.14 İlk Müslüman sosyolog olarak bilinen İbn Haldun’a nazaran rüya, uykuda insan ruhunun manalar âlemine dalması sonucunda gaipten kendisine akseden varlıklara ilişkin şekil ve suretleri bir anda görmesinden ibarettir. Şayet bu yansıma zayıf, hayaldeki remzi de belirgin bir biçimde aksettirmiyorsa yoruma gereksinim vardır.15 Rüya sözlü olarak değil sembollerle görüldüğünden başka bir ifade ile her varlık ve olay rüyada bir sembol yada remz ile ifade edildiğinden rüyaların tabiri de bu sembollere göre yapılmaktadır.
Rüyanın mahiyetiyle ilgili çalışmalar XIX. Yüzyılın sonu ile XX. Yüzyılın başlarından itibaren psikoloji ve fizyoloji bilim dallarındaki araştırmalarla adım atmıştır. Psikanalizin öncüsü sayılan ve insanın bilinçaltıyla birlikte rüya ile de meşgul olan Sigmund Freud’e göre insanoğlunun yaşama kaynağı ve canlı organizmanın tek faaliyet amacı korunma ve sex içgüdüleridir. Medeniyetin gelişmesiyle birlikte korunma içgüdüsü arka plana itilince ortada yalnızca cinsellik içgüdüsü kalmıştır. Bu güdü de libido isminde olan yönetim merkezinde planlanmaktadır. Cinsel duygularla toplumsal dünyadaki kuralların karşılaşması yada bu tür arzuların şuuraltına itilmesi, bireyde bazı kompleksler oluşturur. Rüyada görülen vakalar işte bu komplekslerin, bilinç dışı arzuların akıl sıkıdüzenü ve baskısından kurtulmuş olarak örtülü bir halde ortaya çıkmasıdır. Uyuma esnasında sıkıdüzenün gücü azaldığından arzu ve istekler serbestçe dışa vurulursa da rüya gören ferdin bilincine girmelerini engellemek maksadıyla kabul edilebilir imge ve sembollere dönüştürülür. Çağdaş psikologlardan Carl Jung (1876-1961) ise rüyalarla ilgili olarak toplumsal şuur altının etkilerine dayanarak simgelerin birey için özel anlam taşıdığını vurgulamıştır. Alfred Adler de rüyaların geçmişten çok geleceğin idraklanmasına yardımcı olma işlemini üstlendiğini iddia etmiştir.16 Rüyaların geleceği idraklamada ne kadar etkili olduğu şu anda metabiyolojinin mevzuları arasındadır.

3- Rüyanın İslam’dan Önceki Dinlerde idraklanış Tarzları

İnsan fizyonomisi üzerinde yapılan incelemeler rüyanın yeme, içme vb. şeklinde bir gerekseme olduğunu ortaya koymaktadır. Eski çağlardan beri insanoğluı ilgilendiren rüyalara ilkel toplumlar da çok önem verilmiştir. Rüyaların, korkulan tanrılar tarafından verilen mükafaat yada cezalar olabileceğine inanılmıştır.İlk zamanlardan beri insan toplulukları yaşanmış olan olgularla görülen rüyaların birbirinden ayırt edilmesi konusunda tereddütler yaşamış, rüyada görülenlerin uyanıkken yaşananlar kadar gerçeği yansıttığını düşünmüştür. Asurlular, eski Mısırlılar ve Yunanlılar rüya ve onun yorumuna büyük önem vermişler, bu iş için özel tanrı ve rüya yorumcuları edinmişlerdir. Eski Yunanlılar uyku esnasında ruhun bedeni terk edip tanrıları ziyarete gittiğine, eski Mısırlılar ise rüya gören bireylerin rüyalarını yorumlayan Serapis adında bir tanrıya inanmışlardır.17
İslam’dan önceki tanrısal dinlerin kutsal kitaplarında da peygamberlerin rüyalarından söz edilir. Kitabı Mukaddes’in (Eski ve Yeni Ahit) Tekvin kısmınde Hz. Yusuf’un rüyaları anlatılır.18 Talmudda da rüyalardan söz eden bir kısım bulunmaktadır. Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil’de de rüya anlamına gelen biroldukça kelime geçmekte, Hıristiyan gelenekte de rüyaların yorumlandığı bilinmektedir.19 İslam öncesi Türk inancında da rüya haber taşıma açısından önemli bir yer tutmuş, Türk liderleri olan hanlar görmüş oldukleri rüyalar doğrultusunda davranış geliştirmişlerdir.20 Cahiliye devri Arapları da bundan farklı bir durumda değildi. Rüya tabiri kahinlerin en önemli görevlerinden birisiydi.

4- Kur’an’da Rüya

İslam dininin aslî kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de de Hz. İbrahim, Hz. Yakub’un oğlu Yusuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan bahsedilmekte21, Hz. Muhammed’in gördüğü bir rüyanın doğru çıktığı allah tarafından haber verilmektedir.22 Rüyaların yorumu için Kur’an’da “ta’bîrü’r-rü’ya”, “te’vilü’r-rü’ya”, “te’vilü’l-ahlâm” ve “te’vilü’l- ehâdis”23 deyimleri ve yargı çıkarma anlamına gelen “iftâ” kelimesinin çeşitli türevleri kullanılmıştır.24 gene Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’a görülen rüyaların yorumunun öğretildiği25, Hz. İbrahim başta olmak üzere Hz. Yakup ve Yusuf’un gördükleri rüyaları yorumlayarak bu tabirler doğrultusunda hareket ettikleri haber verilmektedir.26
Kur’an’da Hz. İbrahim’den rüyasında oğlunu kurban etmesinin istendiği27 Yusuf’un Mısır’da hapishaneye atılması esnasında hapishanedeki iki gencin ve Mısır kralının28 gördüğü rüyaları yorumladığı bildirilmektedir.29
gene Kur’an’da ve hadislerde anlatıldığına bakılırsa peygamberlerin atası sayılan İbrahim Peygamberin dördüncü kuşaktan torunu olan Hz. Yakup’un oğlu Hz. Yusuf çocukluk yaşlarında bir rüya görür.30 Rüyasını babasına anlatır: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederlerken görmüş oldum”31 Yukarıda da beyan ettiğimiz şeklinde Hz. Yakup, çocuğunun rüyasında geçen “güneşi” kendisi, “ayı” eşi (Yusuf’un üvey anası), “on bir yıldızı”, Yusuf’un on bir kardeşi32 ve secde etmelerini de onların ileride Yusuf’a tevazu gösterip boyun eğecekleri ve emri altına girecekleri şeklinde yorumlar.33 Yusuf’un ileride büyük bir makama geleceğini, kardeşlerinin hasetlerinden dolayı ona zarar verebileceğini hisseder ve oğlu Yusuf’a: “Yavrucuğum! Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; yoksa onlar sana bir tuzak kurarlar”34 diye uyarmada bulunur, arkasından tanrı’ın ona peygamberlik lütfedeceğini ve rüyaları yorumlamayı öğreteceğini belirtir.35 Rüyaya ilişkin Kur’anî anlatımlarda Hz. Yusuf’un rüyasını kardeşlerine anlatıp anlatmadığı hakkında bir bilgi bulunmazken kardeşlerinin Yusuf’u suyu çekilmiş kör bir kuyuya atarak36 ona zarar vermek istedikleri bildirilir. Sadece allah onu korumuş, tacirler eliyle Mısır’a götürülmesini, orada büyümesini, bu ülkede hazineden sorumlu bakan olmasını sağlamış, peygamberlikle taltif etmiş ve nihayet rüyaların yorumunu öğretmiştir.37 Yusuf’un kardeşlerinin rüya tabirini bilip bilmedikleri hakkında Kur’an’da açık bir emare olmamasına karşın bazı İslam alimleri, Yakub’un oğlu Yusuf’a söylemiş olduği “sana bir tuzak kurarlar” ifadesinden hareketle Yusuf’un kardeşlerinin rüya tabirini bildiklerini, aksi şekilde onların bu rüyadan, kin ve öfkelerine sebep olacak sonucu çıkaramayacaklarını dile getirmişlerdir.38
Yüce allah, Bedir savaşı öncesinde Hz. Peygamber’e düşmanlarının sayısını rüyasında az göstermiş39, Hudeybiye antlaşması öncesinde ashabı ile beraber Mekke’ye gireceğine ilişkin gördüğü rüya bir yıl sonra gerçekleşmiştir.40
Buraya kadar söylediklarımız özellikle Kur’an’da anlatılanlar rüyanın ve rüyayı yorumlamanın özelde peygamberler genel de insan yaşamındaki yerini ve önemine işaret etmektedir.

5- Hadislere nazaran Rüya Çeşitleri

Dinin bildiricisi ve açıklayıcısı olan Hz. Peygamber (s.A.S.) insanoğluın gördüğü rüyaları üç gruba ayırmıştır: 1- allah’tan bir müjde olan iyi rüya 2- Şeytanın fertleri sıkıntıya yerleştirip üzdüğü kötü rüya 3- İnsan benliğinin yaptığı telkin ile görülen rüya.41
5-1. İyi ya da Rahmanî Rüyalar
“İyi rüya tanrı’tandır”42 hadisine istinaden iyi rüyaları peygamberlerin ve salih (iyi) müminlerin rüyası olmak üzere iki gruba ayırabiliriz.
A- Peygamberlerin Rüyası
tanrı tarafından direkt doğruya veya bir melek vasıtasıyla meydana gelen ilahi telkinler şeklinde belirir. Rüya denildiğinde ilk akla gelen budur; bu rüyaya “rüyayı sâdıka” veya “rüyayı saliha” da denmektedir. Aslolan rüya, hak ve gerçek olan rüya budur ve bu tür rüyalar peygamberlere özgüdür. Hz. Peygamber’e de ilk vahiy bu tür sadık rüya şeklinde gelmiştir.43 Kur’an’dan anladığımıza göre tanrı elçilerinin rüyaları aynen gerçekleşmektedir. “Andolsun ki tanrı, elçisinin rüyasını doğru çıkardı.”44 mealindeki ayet peygamberlerin rüyalarının gerçek bulunduğunun kanıtıdır. Söz konusu bu ayetin inişine sebep olan vaka şöyle cereyan etmiştir: Peygamberimiz Hudeybiye musalahasından önce rüyasında Mekke’ye girdiklerini ve orada tıraş olduklarını görür ve uyanınca bunu ashabına anlatır. Orada bulunan Müslümanlar Hz. Peygamberin rüyasını, Mekke’ye girecekleri ve umre yapmış olup tıraş olacakları şeklinde yorumlarlar. Hâlbuki Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber ve beraberindeki Müslümanların Mekke’ye girip umre yapmalarına izin vermezler. Hudeybiye antlaşmasının peşinden Müslümanlar, umre yapmadan Medine’ye geri dönerler. Medineli münafıklar rüya vakasını kullanarak zihinleri bulandırmak üzere harekete geçerler ve bu eylemlerinde de bazı Müslümanların kafalarında tereddütler oluşturarak başarılı olurlar. Tereddüt içindeki bu bireyler durumu Hz. Peygamber’e sorarlar. Hz. Peygamber de onlara “Ben bu yıl olacak demedim, rüyamda da bu yıl olacağını görmedim” diye cevap verir. Bir yıl sonra Medineli Müslümanlar umrelerini yaparlar, böylece de Hz. Peygamber’in rüyası gerçekleşmiş olur.45
b- Salih Müminlerin Rüyası
Bazı nebevi metinlerde tanrı’ın lütfu ile salih müminlerin rüyalarının geçmişe yada geleceğe yönelik bazı işaretler taşıyabileceğine yönelik kanıtlar bulunmaktadır. Nitekim şu hadis buna delalet etmektedir. Bir gün Hz. Peygamber ashabı ile beraber bulunuyorken onlara: “Peygamberlik sonlanmıştır, fakat müjdeciler vardır” buyurur. Sahabe: “Ey tanrı’ın Resulü! Müjdecilerden maksat nedir? Diye sorar. Hz. Peygamber de: “Salih rüyadır” cevabını verir.46 Hz. Peygamber mevzuyla ilişkin bir başka hadisinde “Müminin gördüğü sadık rüyanın peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz bulunduğunu”47 ifade etmiş,48 vahyin kesilmesine karşılık mübeşşirâtın devam ettiğini bildirmiştir.49 Müminin gördüğü sadık rüyanın peygamberliğin kırk altıda biri oluşu şöyle izah edilebilir. Hz. Muhammed’in peygamberliği 23 sene devam etti. 23 yıl kırk altı tane “altı ay” eder. İlk altı ayda vahiy sadık rüya şeklinde gelmiştir. Altı ay, 23 yıl vahiy süresinin kırk altıda biri olduğuna bakılırsa sadık rüya, bütün vahiy süresinin kırk altı parçasından bir parçasına karşılık gelmektedir.50 Görüldüğü benzer biçimde hadisteki parça ifadesi, nübüvvetin kırk altı (46) cüzünden bir parçasına denk olmasıdır. Doğrusu peygamberliğin 1/46’lık kısmı hala devam ediyor manasına değildir. Çünkü böyle bir konum rüyayı vahiy derecesine çıkarır.51
Ashab’dan Ubade b. Durağan ile Ebu’d-Derda, Hz. Peygamber’e: “Dünya yaşamında da, ahirette de onlar için müjde vardır.” mealindeki ayette geçen “müjde”nin ne olduğunu sorarlar. Hz. Peygamber de: “O salih rüyadır. Onu mümin görür veya ona gösterilir.”52 cevabını verir. Hz. Peygamber’in sabah namazından sonra sahabelerine, “İçinizde rüya gören var mı?” diye sordurulmuş olduğu, var ise tabir ettiği53, zaman vakit kendi rüyalarını da anlattığı ve tabir ettiği veya sahabeden birine tabir ettirdiği, güzel rüyaların anlatılıp tabir edilmesini hoş karşıladığı, kötü rüyaların anlatılmasını ve tabir edilmesini istemediği hadis kaynaklarında belirtilmektedir. Söz konusu hadisler Müslüman bireylerin görmüş oldukleri rüyaların gerçeği gösterebileceğini, bunun ilahî bir lütuf ve hediye olduğunu ifade etmektedir. İnanan kişi ne kadar sorumluluklarının bilincinde olursa rüyası da o aşama iyi olur. Nitekim “ahir zamanda mümin ferdin rüyası nerede ise hiç asılsız çıkmaz. İnananların en doğru/ sadık rüya görenleri en doğru sözlü olanlarıdır”54 şeklindeki hadis de bunu kanıtlamaktadır.
Doğru rüyaların görülme zamanına ilişkin olarak da “rüyaların en doğrusu seher vakitlerinde görülen rüyalardır”55 buyrulmuştur. Genel anlamda sezgisi güçlü olan insanoğluın rüyaları olduğu gibi çıkan rüyalardır. Bu nitelikteki bireyler rüyasında gördüğü dostunu kısa bir süre sonrasında gerçekte görebilirler. Bu tür rüyalara “sadık rüya” denilmektedir. Bu tür rüya gören bireyler, görmüş oldukleri şeyleri iyi değerlendirmeli ve dikkatli davranmalıdırlar. Nitekim bu konuda Hz. Peygamber “biriniz, sevdiği bir rüya gördüğü vakit bu rüya allah’tandır. Bunun için allah’a hamd etsin ve bu rüyayı sevdiklerine anlatsın”56 buyurmuş, görülen rüyaların yorumlanması hususunda da “Biriniz rüya gördüğü zaman onu en iyi yorumlayana anlatsın”57 demek suretiyle de bilgili bilgisiz her insana rüyaların yorumlandırılmaması gerektiğini vurgulamıştır. Buna gore rüya sahibi rüyasını bilgili ve alim bireylere anlatmalı, yorumunu ondan beklemelidir. Gerçek rüyalar, ancak doğru yorumlandıkları zaman gerçekleşirler. Kasten kötüye yahut şerre yorumlanan rüyalarda sonuç hayırlı ise sahibine, şerli ise rüya yorumcusuna gider. Rüyaların daima iyiye yorumlanması genel kabul görmüşse de Yüce tanrı’tan ihbar manası taşıyan rüyalar, iyiye yorumlansa bile kötü çıkabilir. Nitekim ABD eski başkanlarından Abraham Lincoln, Nisan 1865’de rüyasında öldürüleceğini görünce, rüya tabircileri onu ömrünün uzayacağına yorumlamışlarsa da sonuca bir tesiri olmamıştır.58 Yorumların rüya sonucuna etki edeceği düşünülse de anılan olay, yerli yersiz öteki bir deyişle ehliyetsiz yorumlamaların rüyaya etki etmeyeceğini ortaya koymaktadır. Öyleyse rüya tabirleri kati bir yargı değil, zan ifade eder. Bundan dolayı rüya yorumlarını bir katiyet olarak değil de olabilirlik sınırları içerisinde değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır.
5-2. Kötü ya da Şeytanî Rüyalar
Şeytanın aldatma, vesvese ve korkutmalarıyla meydana gelen karışık hayaller, düşler ve telkinlerdir. Bu tür rüyalar şeytanın bir telkinidir ki gizli saklı bir dış tesirden ve fakat gerçek dışı bir çağrışım ve hayal etmeden ibarettir. Hz. Peygamber, iyi rüyanın tanrı’tan, kötü rüyanın ise şeytandan olduğunu bildirmiştir.59 Hulm olarak da isimlendirilen bu tür kötü rüyalar gerçeği yansıtmaz. Bu tarz şeylerin anlatılması ve yorumlanması tavsiye edilmemiştir. İnsanlar kimi zaman hoşlanmadığı, çirkin bulmuş olduğu ve çok korktuğu, “iyi ki rüya imiş” dediği kötü rüyalar görür. Bu tür rüyalara Türkçede “kâbus” ve “ağırlık basma” adı verilmektedir. Hz. Peygamber kötü rüyanın etkisinden korunmak için şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Biriniz beğenmediği bir rüya gördüğü süre bilsin ki bu rüya ancak şeytandandır, onun şerrinden tanrı’a sığınsın, bu rüyayı kimseye anlatmasın, bu şekilde yaparsa kötü rüya ona zarar vermez.”60 “Kalkıp namaz kılsın ve o rüyayı kimseye anlatmasın.”61 “Biriniz kötü bir rüya gördüğü zaman yatmış olduğu yanını değiştirsin.”62
Rüyasında başının kesildiğini gördüğünü söyleyen bir sahabeye Hz. Peygamber, “Şeytan sizin herhangi birinizle uykusunda oynadığı süre sakın şeytanın bu oynamasını insanlara anlatmasın.”63 diyerek uyarmada bulunmuştur.
Rüyalara ilişkin olarak Hz. Peygamber’in bu tavsiyelerine nazaran bireyler, allah’a hamd etmeli ve gördüğü iyi rüyaları yalnızca sevmiş olduği kimselere anlatmalıdır. Kötü rüyaların etkisinden ve zararından korunmak için allah’a sığınmalı, yattığı yanını değiştirmeli, kalkıp namaz kılmalı, sadaka vermeli ve rüyasını başkalarına anlatmamalıdır. Daha öncede ifade edildiği gibi Yakup Peygamber de oğlu Yusuf’a gördüğü rüyayı haset ve kıskançlık sebebiyle zarar vermelerinden korktuğu için kardeşlerine anlatmamasını söylemiştir.64 Her zaman olduğu benzer biçimde görülen kötü rüyaları da iyiye yormak, daha uygun bir tutum olarak değerlendirilebilir.
5-3. Nefsanî Rüya
Nefsin hayal ve kuruntuları, uyku esnasındaki dış etkisinde bırakır ve gmeşhurk meşguliyetlere ilişkin beyin, duyu ve iç organlardan kaynaklanan rüyalardır. Beyinde, gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz, hayal ettiğimiz birçok olay vardır. Bunlar bazen bilinç ve fikir düzeyine çıkar bazen da çıkmazlar. İnsan beyninin herhangi bir yolla algıladığı tüm vakaları derleyip sakladığı bir hafıza bölümü vardır. Söz mevzusu bu bellek bölümü iki kısma ayrılır: İlki gerekli olan ve kullanıma hazır bilgilerin kayıtlı bulunduğu işlek kısım; diğeri de uzun yada kısa sürelerde idraklanan bilgili yada şuursiz her türlü duygunun saklandığı karanlık kısımdır. Söz konusu bu karanlık kısma gizlenen bilgiler farklı zamanlarda, değişik sebeplerle, hayal gücünün de yardımıyla çeşitli biçimlerde rüyalarımızda açığa çıkarlar.65 Geçmişte gezip görülen mekanların, yaşananların, tanıdık bireylerin uykuda görülmesi yada ferdin bilinç altındaki düşüncelerinin, arzu ve özlemlerinin uykuda gerçekleştirilmesi yada uyanık iken görülen ve yaşanmış olan olgu ve olayların uykuda tekrar yaşanması yada geleceğe yönelik birtakım bilgi ve işaretlerin alınmasıdır. Herhangi bir işe aşırı şekilde yoğunlaşan insanlar aynı şeyleri rüyasında görebilirler veya bir vakasın sonucunu rüyalarında görebilirler. Bu tür rüyalar çoğu süre hiçbir anlam taşımayabilecekleri gibi kimi zaman da belli şeylerin habercisi olabilirler. Sadece bu çeşit rüyaların haber verecekleri vakalar gelecekte meydana gelecek olgu ve olaylarla ilgili değil, yalnızca vücut ve beynin sağlığı ile ilgili gelişmelerdir. Söz mevzusu bu gelişmeler olumlu veya olumsuz olabilirler. Örneğin hemen hemen farkına varılmayan herhangi bir hastalığın emaresi olabilecekleri benzer biçimde sağlık ve mutluluğun haberciliğini de üstlenebilirler. Fakat bu tür rüyalar genellikle geçmiş hatıraların değişik şekillerde ortaya çıkan devamı durumunda olup başka bir kıymet taşımaz.66

6. Rüyaların Tabiri yahut Yorumlanması

Rüya tabiri veya yorumu demek, görülen rüyanın işaret ettiği perde arkasındaki gerçekleri anlayabilmek, rüyadaki remz ve sembolleri te’vil edip delalet ettiği anlamları gün yüzüne çıkarmak anlama gelir. Uykuda yaşanan vakaların iç/ enfusî ve dış/ âfâkî taraflarını ayırt edip bir karine ile onların ötesindeki gerçekliğe geçme demek olan tabir simgesel bir dilin çözümlenmesidir. Sözlükte geçirmek anlamına gelen tabir kelimesi, rüya ile beraber kullanıldığında bir yerden başka bir yere geçmek anlama gelir.67 Bir şeyin tevili ise, o şeyin neticede varıp döneceği yerdir.68 Rüya yorumcusunun rüyada görülen hayalî şekillerin iç ve dış taraflarını ayırt edip bir belirti ile ötelerindeki gerçekliğe ulaşması, rahmanî olanını şeytanî olanından ayırabilecek yetkinlikte olması gerekir. Çünkü bazı rüyalar insanlara karışık, bazılarına berrak bir şekilde gösterilir. Rüya yorumcusunun Kur’an’da geçen teşbihleri ve sembolik ifadeleri bilmesi, rüyaları tabir ederken bunlardan azamî ölçüde yararlanması kaçınılmazdır. Buna ilaveten kelimelerin etimolojisini, darbı meselleri, deyim ve tamlamaları iyi bilmesi gerekir. Ayrıca her ne kadar rüya yorumunun tanrı vergisi olduğunu, şu sebeple sonradan kazanılamayacağını benimseyenler69 bulunsa da çoğunluk, rüya tabirinin remiz ve sembollerle ifade edilen şifreleri çözümlemeye dayanan bir kabiliyet sayıldığını, dolayısıyla bu işte başarılı olmak isteyenlerin rüyanın eşeysel, sınıfı ve mahiyeti benzer biçimde hususları bilmesi, bunlardan birini diğeriyle bütünleştirmeyi başarması ve tabir etmek istediği rüyanın ne vakit, nerede, hangi mekanda, nasıl ve kim tarafınca görüldüğünü belirlemesi icap ettiğini belirtmektedir. Hiç şüphesiz ki bireyler rüyalarını bulundukları yere nazaran görürler. Çünkü içinde bulunulan ortamın içsel durumu ruha etki etmiş olduğu gibi, şeytan ve melek benzer biçimde varlıklara da etki eder. Bundan ötürü meleklerin bulunmayacağı bir mekanda, melek kaynaklı rahmanî rüyalar görmek rahat olmadığı gibi, şeytanların bol miktarda bulunmuş olduğu mekanlara da onların akın etmesi ve ruhu etkilemesi o aşama kolaydır. Bununla birlikte peygamberlerin yorumları hariç diğer insanoğluın rüya tabirlerini zan ve tahmine dayandığında şüphe bulunmamaktadır.70 Rüyaların yorumu veya tabiri, Kur’an’da “ta’bîrü’r-rü’ya”, “te’vilü’r-rü’ya”, “te’vilü’l-ahlâm” ve “te’vilü’l- ehâdis”71 tamlamalarıyla ifade edilmektedir.
Hiç şüphe yok ki insanların gördüğü rüyaları en doğru ve isabetli bir şekilde yorumlamayı bilenler allah’ın elçileridir. Çünkü peygamberlerin Kur’an’da anılan rüyaları vahiy mahsulü olduğu gibi rüya yorumları da vahiy mahsulüdür.72 Kur’an’da Hz. Yusuf’un rüyasını babası Yakup Peygamberin yorumladığı73 bildirildiği gibi Yusuf’un üç rüya yorumu insanlığa örnek olarak sunulmuştur. Yusuf’u tüccarlardan alarak büyümesini elde eden Mısır hükümdarının hanımı Zeliha, son derece güzel ve yakışıklı olan Yusuf ile birlikte olmak ister,74 sadece bu arzu Yusuf tarafınca kabul edilmez. Bunun üzerine Zeliha kendisine tecavüze yeltendi diye Yusuf’a kara çalma atar.75 Yusuf ceza evine atılır. Kendisiyle birlikte iki genç delikanlı da hapse konulur. Söz mevzusu gençlerin her ikisi de cezaevinde birer rüya görürler ve rüyalarını Yusuf’a anlatırlar: İlki, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı görmüş oldum.” derken diğeri, “Ben de rüyamda başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm.” der. İkisi “Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü hepimiz seni iyi davrananlardan görüyoruz.” derler.76 Yusuf mahpushane dostları gençlerin rüyalarını şöyle yorumlar: “Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz (daha önce olduğu şeklinde) efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş bu şekilde kesinleşmiştir.”77 Yusuf’un rüya tabiri söylemiş olduği şeklinde gerçekleşir, biri kurtulur, öteki aslolanır.78
Yusuf’un yanında büyüdüğü Mısır kralı bir rüya görür. Rüyasında yedi zayıf ve sıska ineğin yedi semiz ineği yediğini; ayrıca yedi yeşil ve yedi kuru başak ve kuru başakların da yeşil başakları iyice sardığını ve onu yendiğini görür ve rüyasının yorumlanmasını ileri gelenlerden ister. İleri gelenler: “Bunlar karmakarışık düşlerdir. Hepimiz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.”79 cevabını verirler. Yusuf ile beraber cezaevine girip kurtulan genç nice zaman sonra Yusuf’u hatırlar ve “Ben size onun yorumunu haber veririm, derhal beni hapishaneye gönderin.”80 der. Cezaevine gider; “Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bizlere yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de bir ihtimal onlar da hakikatı öğrenirler.” der. Yusuf: “Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Sonrasında da yiyeceklerinizden azca bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakınız. Sonrasında bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar hariç, o seneler için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. Sonra bunun peşinden insanoğluın yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O vakit bolca rızka kavuşup (meyve suyu ve yağ) sıkacaklar.”81 diye yorum yapar. Yusuf’un yorumu krala ulaştırılır. Kral bu yorum üzerine Yusuf’u cezaevinden çıkarır ve onu büyük bir makam olan gömü bakanlığına atar. Annesi, babası Yakup peygamber ve kardeşleri de huzuruna gelerek ona baş eğerler. Böylece Yusuf’un rüyası da aynen gerçekleşmiş olur. Yusuf’un rüyasıyla rüyasının gerçekleşmesi arasında geçen süre hakkında on sekiz, kırk, yetmiş ve seksen yıl şeklinde çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de bu müddetin kırk yıl olduğu genel kabul görmüştür.82 Yusuf kendisine lütfedilen rüya yorumunu da içeren tüm nimetler için şöyle yakarış eder: “Ey Rabbim! Bana mülk verdin ve bana rüyada görülen olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni sâlihler arasına kat!”83
Kur’an’da Hz. Muhammed’in rüya yorumladığını bildiren ayetler bulunmamakla beraber O’nun da rüya gördüğü, rüyalarını dostlarına anlattığı ve yorumunu da bizzat kendisinin yaptığı bilinmektedir. O bir defasında “içinizde rüya gören var mı?”84 diye sormuş, “sizden kim bir rüya görürse onu bana anlatsın ki ben kendisine o rüyayı yorumlayayım.”85 demiştir. Ashap da gördüğü rüyaları Hz. Peygamber’e anlatmış ve onun yorumlarını dinlemiştir.86
İlk zamanlardan bugüne kadar insanoğlu görmüş oldukleri rüyaları anlamaya ve anlamlandırmaya gayret etmişler, bu çabalarında da başarıya ulaşanlar olmuştur. Öyle ki rüya, rüya tabiri ve rüyalarda görülen motiflerin neyi sembolize ettiğini açıklayan tabirname, tabirat-ı rüya ve rüyânâme şeklinde isimlerle anılan biroldukça eser kaleme alınmıştır.87

7- Rüya ile Amel Etmenin Mümkün Olup Olmadığı

Rüya ile amel etmek mümkün olmakla birlikte belirli şartlara bağlanmıştır. Öncelikle peygamberler gördükleri rüya ile amel etmişlerdir. Yukarıda da açıkladığimiz benzer biçimde onların rüyaları vahiyle ilişkiliydi.88 Kur’an’da anlatıldığına nazaran Hz. İbrahim rüyasında oğlu İsmail’i kurban ettiğini görmüş, bunu da uygulamaya geçirmek istemiş ancak yüce tanrı buna izin vermemiş, kendisine kurban etmesi için bir koç indirmiştir.89 yine Yusuf Peygamber, Mısır hükümdarının gördüğü rüyaya yaptığı yoruma gore amel etmiştir.90
İstiharenin de sünnet olduğu bilinmektedir.91 Sözlükte hayırlı ve yararlı olan şeyi istemek, araştırmak anlamına gelen istihare, dinî bir terim olarak; iki rekat namaz kıldıktan sonra “istihare duasını”92 okuyup, allah’tan hayırlı olana gönlünün meyletmesi için yardım istemektir. Bununla beraber rüya, rüyayı görenden başkasını bağlamadığı benzer biçimde rüyayı göreni de her süre bağlamaz. Çünkü rüya, ilham ve keşfin bir çeşidi olarak kabul edilse bile bunlar hepimiz tarafından kullanılan ve kontrol edilmesi mümkün olan bir data elde etme yolu olmadığından kati bilgi değil, ictihad benzer biçimde zan ifade eder. Kötü ve dinî hükümlere uygun olmayan rüyalara göre amel edilmeyeceği gibi bunların başkalarına anlatılması da doğru değildir. Rüyada görüldüğünden dolayı insanlara fenalık yapılamaz, dince suç/ günah sayılan eylem ve davranışlar helal sayılamaz.
8- Rüyanın informasyon Kaynağı Olup Olmadığı
İslam düşünürleri özellikle kelam alimleri rüyayı rüyanın neteliği, mahiyeti, fonksiyonu şeklinde konuların ötesinde bir de rüyanın informasyon kaynağı olup olmadığı ve rüyada Yüce allah’ın görülüp görülemeyeceği yönünden ele almışlar ve takip ettikleri metodoloji açısından farklı neticelara varmışlardır. Allah’ın rüyada görülüp görülemeyeceği meselesinde Mutezile ve genel anlamda onların itikadî görüşlerine katılan Şia bilginleri allah’ın rüyada görülemeyeceğini benimserken Ehl-i Sünnet alimlerinden bir kısmı rüyada allah’ın görülmesini mümkün görmüşlerdir.93 Peygamberimiz ise rüyada görülebilir. “Rüyada beni gören gerçekten beni görmüştür, çünkü şeytan benim suretime giremez”94 hadisinden hareketle Hz. Peygamber’in rüyada görülebileceği düşüncesi genel anlamda pozitif yönde karşılanmıştır.
Rüyanın informasyon kaynağı olup olmadığı sorunsalında ise rüyanın data kaynağı olabileceğini kabul edenler var ise da kelam bilginlerinin genel görüşü rüyanın kesin data vasıtası olmadığı yönündedir. Onlara bakılırsa ilham95 bilgi kaynaklarından sayılmadığı şeklinde rüya yöntemiyle elde edilmiş bilgiler de kesin bilgi ifade etmez.96 Kelamcılar rüyaların çoğunu batıl bir hayalden ibaret gördüklerinden onlara güvenilemeyeceğini belirtmişlerdir. Gene onlara göre görülen rüyaların bazıları doğru çıksa da bunlar rüyayı gören için bir anlam ifade edebilirse de başkaları için bir anlam ifade etmez ve delil olamaz. Çünkü insanoğlu için data kaynakları, duyu organları (el-havâsü’s-selîme), doğru haber (el-haberu’s-sadık) ve akıl (el-akl) olmak üzere üç tanedir.97 Bu bağlamda rüyada Hz. Peygamber’i görerek ondan talimat almış olduğunı söyleyenlere itibar edilemeyeceği açıktır. Nitekim Hz. Peygamber’in “Uyanıncaya kadar uyuyan bireyden kalem kaldırıldı.”98 sözü buna delalet etmektedir. İlham benzer biçimde rüya da kişiye özgü ve bireysel bir informasyon kaynağı olarak kabul edilebilirse de hiçbir süre onun genel ve kati bir hüküm ifade etmeyeceği bilinmelidir.
Sonuç
Uyku esnasında görülen ve yaşanan şeyler rüya olarak adlandırılmaktadır. Rüyalar maddî ve manevî yönleriyle bir tüm olan insanoğlunun iç dünyasından doğmuş bir sembol, hem de ilahî bir remiz, işaret ve fizik ötesi bir olgudur. Rüyalar çok kısa bir sürede görülür. Sadece insanoğlu onu uyandıktan sonra hatırladıklarından daha uzunmuş şeklinde değerlendirebilirler.
Rüyalar, sadık rüyalarda olduğu benzer biçimde bazen açık, işareti belirgin, dolayısıyla da yorumu kolaydır. Bazı rüyalar ise bir ekip şekillere bürünerek gizlendiğinden ötürü açık ve belirgin değildir. İşte rüya yorumu bu karışık şekillerin tahlil ve çözümleme edilmesi anlamını ifade eder. Rüyaların yorumu sonradan elde edilen/ kesbi ilimler ile değil, allah vergisi/ vehbî ilimler ile bilinebilir. Söz konusu ilimlerin en aşağı derecesi feraset ve ilham olurken, en yükseği peygamberlere gelen vahiy olmaktadır. Bundan dolayı peygamberlerden başkasının rüyası ve rüya yorumu/ tabiri, kati data ifade etmez. Ancak görüşün ve gören kişinin özelliğine göre, bir zandan bir kesinliğe kadar varabilecek farklı derecelerde kişiye özgü bir duygu meydana getirebilir. Görülen rüyanın doğru çıkmasıyla rüyayı görenin mümin olması içinde bir ilişkiden söz edilebilirse de direkt bir ilişki söz mevzusu değildir. Görülen rüyanın doğru çıkması için rüyayı gören kimsenin kesinlikle mümin olması gerekli değildir. Nitekim Kur’an’da açıklandıği benzer biçimde mümin olmayan Mısır hükümdarının rüyası aynen görüldüğü gibi gerçekleşmiştir. Bununla birlikte samimi ve ihlaslı müminlerin rüyaları çoğu zaman açık ve belirgin olur ve aynen gerçekleşebilir. Bu ise tanrı’ın bir lütfu olarak değerlendirilebilir.
İlahî ve beşerî din mensuplarından bazıları rüyalarda görülen ve yaşananları gelecekte meydana gelecek vaka ve olgulara işaret eden sembol ve işaretler olarak yorumlamışlarsa da rüyaların kati gerçekliğe delalet ettiğini söylemek, onlar üzerine inanç, ibadet ve terbiye ilkeleri tesis etmek İslâm kelamı açısından mümkün görünmemektedir.

KAYNAKLAR
ANNEMARİE SCHİMMEL, Halife’nin Rüyaları, İslam’da Rüya ve Rüya Tabiri, Çev. Tuba Erkmen, İstanbul, 2005.
Buğuİ, Ebi Abdillah Muhammed b. İsmail, Sahih-i buharî, Çağrı Yay., İstanbul, 1413/1992.
CÜVEYNÎ, Ebi’l-Mealî Abdilmelik, Kitabu’l-İrşâd ilâ Kavâti’l-Edilleti fî Usûli’l-İ’tikâd, Thk. Esad Temim, Beyrut, 1413/1992.
ÇELEBİ, İlyas, “Rüya” DİA. İstanbul, 2008.
ÇORUH, Hakkı Şinasi, Rüya Dünyamız, İstanbul, 1968.
ÇÖĞENLİ, M. Sadi, Bayram, Ali, Rüya Tabirleri Ansiklopedisi, İstanbul, trs.
DURUSOY, Ali, İbn Sina Felsefesinde İnsan ve Alemdeki Yeri, İstanbul, 1993.
EBU DAVUD, Süleyman b. Eşab, Sünen, Çağrı Yay., İstanbul, 1413/1992.
EL-KİNDÎ, Ya’kub b. İshak, Felsefî Risaleler, Çev. Mahmut Kaya, İstanbul, 2002.
ER-RÂZÎ, Muhammed er-Râzî Fahreddin, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,) Daru’l-Fikr, Beyrut, 1415/1995.
ET-TABERSÎ, Mirza Hüseyin en-Nurî, Darü’s-Selâm fîma Yetealleku bi’r-Rü’yâ ve’l-Menâm, Beyrut, 1412/1992.
FARÂBÎ, Ebu Nasr, el-Medinetü’l- Fazıla, Beyrut, 1986.
FÂRÂBÎ, Ebu Nasr, El-Medînetü’l- Fâzıla, Çev. Ahmet Arslan, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990.
GAZALİ, Ebu Hamid, İhyâu Ulûmi’d-Din, Çev. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul, 1975.
HEKİMOĞLU, İsmail- Nurettin Ünal, Rüya, Türdav Yay., İstanbul, 1981.
İBN HALDUN, Mukaddime, Çev. Süleyman Uludağ, İstanbul, 1982.
İBN KESİR, Ebi’l-Fida İsmail, Tefsirü’l-Kur’âni’l-azcaîm, Mektebetü’l-Kayyime, Kahire, trs.
İBN KUTEYBE, Ta’bîrü’r-Rü’yâ, nşr. İbrahim Salih, Şam, 1422/ 2001.
İBN MACE, Ebi Abdullah b. Yezid el-Kazvanî, Sünen, Çağrı Yay., İstanbul, 1413/1992.
İBN MANZÛR, Muhammed b. Mükerrem, Lisânül-Arap, Daru’s-Sadr, Beyrut, 1410/1990.
İMAM NABLUSÎ, İslami Rüya Tabirleri, (Haz. A. Aydın Şeyhanlı), İstanbul, trs.
İSFEHANÎ, Ragıb, Hüseyin b. Muhammed, el-Müfredât fî Garibi’l-Kur’ân, İstanbul, 1986.
Kitabı Mukaddes Eski ve Yeni Ahit, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1987.
KÖKSAL, İsmail, ’Rüyaların Fıkhî Boyutu’, FÜİFD., sayı: 13/2, Elazığ-2008.
KÖKSAL, İsmail, Fıkıh Usulu, İstanbul, 2008.
KURTUBÎ, Muhammed b. Ahmed b. Ebu Bekir, el-Cami’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Thk. Ahmed Abdulhalim el-Burdûnî, Kahire, 1372.
MATÜRİDİ, Ebu Mansur Muhammed, Kitabu’t-Tevhid, Thk. Fethullah Huleyf, Daru’l-Camiati’l-Mısrıyye, İskenderiye, trs.
MÂTÜRÎDÎ, Ebu Mansur, Tevilâtü’l-Kur’an, (Mahtut/ Yazma), Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, No: 40.
MİRAS, Kamil, Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, DİB. Yay., Ankara.
MUHAMMED İBN SÎRÎN, Ta’bîrü’r-Rü’yâ, Mektebetü’s-Sekafiyye, Beyrut, trs.
MÜSLİM, Ebi Hüseyin Müslim b. Haccac, Sahih-i Müslim, Çağrı Yay, İstanbul, 1413/1992.
NESEFİ, Ebi Hafs Ömer b. Muhammed, Metnü’l-Akâid, (Kelam İlmi ve İslam Akaidi içindeki orijinal metin, Haz. Süleyman Uludağ,) İstanbul, 1991.
NESEFİ, Ebu’l-Muin, et-Temhid fi Usuli’d-Din, thk. Abdulhay Kabil, Kahire, 1407/1987.
ÖĞEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu basımevi, Ankara, 2003.
PEZDEVÎ, Ebu Yusr Muhammed, Usulu’d-Din, (Ehl-i Sünnet Akaidi), Çev. Şerafettin Gölcük, İstanbul, 1988.
SEYYİD SÜLEYMAN EL-HÜSEYNÎ, Kenzü’l-Menâm: muhteşem ve Mufassal Rüya Tabirnamesi, İstanbul, 1340-1.
TAFTAZÂNÎ, Saduddin, Şerhu’l-Akaid, (Kelam İlmi ve İslam Akaidi içindeki orijinal metin, Haz. Süleyman Uludağ,) İstanbul, 1991.
TAŞKÖPRİZÂDE, İsameddin Ahmed, Miftahu’s-Saade ve Misbahu’s-Siyâde, (nşr. Abdülvahhab Ebu’n-Nur, Kamil Bekrî,) Kahire, 1968.
TİRMİZİ, Ebi İsa Muhammed b. İsa b. Sevrâ, Sünen, İstanbul, 1413/1992.
TÜREK, İbrahim, Rüyalar, İstanbul, 1965.
YAZIR, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dîni Kur’an Dili, Çelik-Şura yay., İstanbul, trs.
ZEMAHŞERÎ, Muhammed b. Ömer, Tefsiru’l-Keşşâf an Hakâiki Gavâmidi’t-Tenzîli ve Uyunu’l-Ekâvîli fî Vucuhi’t-Te’vil, thk. Abdurrazzak el-Mehdî, Daru’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 1417/1997.

1 el-İsfehanî, Ragıb, Hüseyin b. Muhammed, el-Müfredât fî Garibi’l-Kur’ân, İstanbul, 1986, 303-304; İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem, Lisânül-Arap, Daru’s-Sadr, Beyrut, 1410/1990, XIV, 291 .
2 el-İsfehanî, el-Müfredât fî Garibi’l-Kur’ân, 304; İbn Manzûr, Lisânül-Arap, XIV, 297, Rü’yâ md.
3 Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dîni Kur’an Dili, Çelik-Şura yay., İstanbul, trs., IV, 477.
4 Buhari, Tabir, 2, 4,10, 14; Müslim, Rü’yâ, 2; Tirmizi, Rü’yâ, 5.
5 “(Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.” Yusuf, 12/44; er-Râzî, Muhammed er-Râzî Fahreddin, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,) Daru’l-Fikr, Beyrut, 1415/1995, XVIII, 151; Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 476.
6 Taşköprizâde, İsameddin Ahmed, Miftahu’s-Saade ve Misbahu’s-Siyâde, (nşr. Abdülvahhab Ebu’n-Nur, Kamil Bekrî,) Kahire, 1968, I, 335.
7 el-Kindî, Ya’kub b. İshak, Felsefî Risaleler, Çev. Mahmut Kaya, İstanbul, 2002, 130.
8 Farâbî, Ebu Nasr, el-Medinetü’l- Fazıla, Beyrut, 1986, 108-113; Fârâbî, Ebu Nasr, El-Medînetü’l- Fâzıla, Çev. Ahmet Arslan, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990, 65-68.
9 Durusoy, Ali, İbn Sina Felsefesinde İnsan ve Alemdeki Yeri, İstanbul, 1993, 106-115.
10 “tanrı, ölenin ölüm süreı ulaşınca, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.” Zümer, 39/42.
11 Bkz. Zemahşerî, Muhammed b. Ömer, Tefsiru’l-Keşşâf an Hakâiki Gavâmidi’t-Tenzîli ve Uyunu’l-Ekâvîli fî Vucuhi’t-Te’vil, thk. Abdurrazzak el-Mehdî, Daru’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 1417/1997, VI, 131.
12 Mâtürîdî, Ebu Mansur, Tevilâtü’l-Kur’an, Mahtut/ Yazma, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, No: 40, vr. 644 -a.
13 Çelebi, İlyas, “Rüya” DİA. İstanbul, 2008, XXXV, 307.
14 Gazali, Ebu Hamid, İhyâu Ulûmi’d-Din, Çev. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul, 1975, IV, 903; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 138.
15 İbn Haldun, Mukaddime, Çev. Süleyman Uludağ, İstanbul, 1982, I, 380-385; ayrıca bkz. Köksal, İsmail, ’Rüyaların Fıkhî Boyutu’, FÜİFD., sayı:2, Elazığ-2008, 36-37.
16 Türek, İbrahim, Rüyalar, İstanbul, 1965, 23-32; Çoruh, Hakkı Şinasi, Rüya Dünyamız, İstanbul, 1968, 96-131.
17 Türek, Rüyalar, 12-13; Çoruh, Rüya Dünyamız, 58-63.
18 Kitabı Mukaddes Eski ve Yeni Ahit, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1987, Eski Ahit, Tekvin, Bab, 37/ 5-10. Ek olarak bk. Tekvin, 40 ve 41.Bablar.
19 Örneğin bkz. Matta, 27: 19.
20 Öğel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu basımevi, Ankara, 2003, I, 75-76
21 Yusuf, 12/4-5, 43, 100; Saffât, 37/105.
22 Fetih, 48/27.
23 sırayla bakınız. Yusuf, 12/43,44,100,6 ve 21. Ayetler.
24 Yusuf, 12/ 43, 46.
25 Yusuf, 12/6, 21.
26 Yusuf, 12/4-6; Saffât, 37/102.
27 Saffaât, 37/100-113.
28 Yusuf, 12/36, 41-49.
29 Yusuf, 12/99-100.
30 er-Râzî, Muhammed er-Râzî Fahreddin, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,) Daru’l-Fikr, Beyrut, 1415/1995, XVIII, 89; Buhari, Ebi Abdillah Muhammed b. İsmail, Sahih-i buğuî, Tefsir, 12/2, Çağrı Yay., İstanbul, 1413/1992; Kaynaklar, Yusuf’un Kur’an’da anlatılan rüyasından önce başka bir rüya gördüğünü, o rüyasında da on bir değneğin tıpkı bir daire teşkil edecek şekilde dikine çakılı olduğunu, akabinden de ufak bir değneğin onların üzerine çullanıp hepsini yuttuğunu görmüş olduğunü ve bunu babasına anlattığını, onun da rüyasını kardeşlerine anlatmaması için uyardığını nakletmektedirler. Bu rüyayı gördüğünde Yusuf’un yedi yaşında olduğu söylenmiştir. Bkz. Er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 89.
31 Yusuf, 12/4.
32 Yusuf’un on bir kardeşinin adları tefsir kaynaklarında şu şekilde sayılmıştır: Yehuda, Rubyal, Şemon, Lâvi, Ribalon, Yeşcer, Deyne, Dân, Neftâlî, Câd ve Aşir. Bkz. Ez-Zemahşerî, Muhammed b. Ömer, Tefsiru’l-Keşşâf an Hakâiki Gavâmidi’t-Tenzîli ve Uyunu’l-Ekâvîli fî Vucuhi’t-Te’vil, thk. Abdurrazzak el-Mehdî, Daru’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 1417/1997, II, 420; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 93-94.
33 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 88, 91; İbn Kesir, Ebi’l-Fida İsmail, Tefsirü’l-Kur’âni’l-azîm, Mektebetü’l-Kayyime, Kahire, trs, II, 453.
34 Yusuf, 12/5.
35 Yusuf, 12/6; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 91; İbn Kesir, Tefsirü’l-Kur’âni’l-azcaîm, II, 453-454; Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 465.
36 ez-Zemahşerî, Tefsiru’l-Keşşâf, II, 422; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 97-98.
37 Yusuf, 12/ 7-22; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 92.
38 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 91.
39 “Hatırla ki, allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, normal olarak çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.” Enfal, 8/43.
40 “Andolsun ki tanrı, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Tanrı dilerse siz itimat içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi”. Fetih, 48/27.
41 Müslim, Ebi Hüseyin Müslim b. Haccac, Sahih-i Müslim, Rüya, 6, Çağrı Yay, İstanbul, 1413/1992; Tirmizi, Ebi İsa Muhammed b. İsa b. Sevrâ, Sünen, Rüya, 1, İstanbul, 1413/1992; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 138.
42 Müslim, Rüya, 2-3.
43 Buhârî, Bed’ü’l- Vahy, 1.
44 Fetih, 48/27.
45 Kurtubî, Muhammed b. Ahmed b. Ebu Bekir, el-Cami’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Thk. Ahmed Abdulhalim el-Burdûnî, Kahire, 1372, XVI, 276.
46 Buhari, Tabir, 5.
47 Buhari, Tabir, 4, 5; Müslim, Rüya, 6; Tirmizi, Rüya, 2-3; İbn Mace, Ebi Abdullah b. Yezid el-Kazvanî, Sünen, Tabir, 1, Çağrı Yay., İstanbul, 1413/1992.
48 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 138.
49 el-İsfehanî, el-Müfredât fî Garibi’l-Kur’ân, 304; Buhari, Tabir, 6.
50 Yazır, Elmalılı, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 479.
51 Miras, Kamil, Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, DİB. Yay., Ankara, XII, 273.
52 Tirmizi, Rüya, 2.
53 Buhari, Tabir, 47; Ebu Davud, Süleyman b. Eşab, Sünen, İman, 10, Çağrı Yay., İstanbul, 1413/1992.
54 Müslim, Rüya, 6; Tirmizi, Rüya, 10.
55 Tirmizi, Rüya, 2.
56 buğuî, Ta’bir, 2.
57 Müslim, Rüya, 17.
58 Hekimoğlu, İsmail- Nurettin Ünal, Rüya, Türdav Yay., İstanbul, 1981, 250.
59 Buhari, Tabir, 2; Tirmizi, Rüya, 4.
60 Buhari, Tabir, 3.
61 Müslim, Rüya, 6.
62 Müslim, Rüya, 4.
63 Müslim, Rüya, 15.
64 Yusuf, 12/ 5; İbn Kesir, Tefsirü’l-Kur’âni’l-azcaîm, II, 453.
65 İmam Nablusî, İslami Rüya Tabirleri, 7.
66 Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 478; İmam Nablusî, İslami Rüya Tabirleri, 8.
67 Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 477.
68 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 138.
69 Bkz. Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 478.
70 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 139.
71 Bakınız. Yusuf, 12/43,100,44,6,21. Ayetler.
72 İbn Kesir, Tefsirü’l-Kur’âni’l-azcaîm, IV, 15; Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, VI, 211.
73 Yusuf, 12/4-5.
74 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 115.
75 Yusuf, 12/23-35; ez-Zemahşerî, Tefsiru’l-Keşşâf, II, 429- 432; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 116.
76 Yusuf, 12/ 36.
77 Yusuf, 12/42.
78 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 152.
79 Yusuf, 12/43-44; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 150.
80 Yusuf, 12/45.
81 Yusuf, 12/46-49; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 153-154.
82 Yusuf, 12/ 50-57, 100; er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 155- 166, 217.
83 Yusuf, 12/101.
84 Tirmizi, Rüya, 8-10.
85 Müslim, Rüya, 17.
86 Müslim, Rüya, 16; Tirmizi, Rüya, 10; İbn Mace, Rüya, 9.
87 Muhammed İbn Sîrîn, Ta’bîrü’r-Rü’yâ, Mektebetü’s-Sekafiyye, Beyrut, trs.; İbn Kuteybe, Ta’bîrü’r-Rü’yâ, nşr. İbrahim Salih, Şam, 1422/ 2001; et-Tabersî, Mirza Hüseyin en-Nurî, Darü’s-Selâm fîma Yetealleku bi’r-Rü’yâ ve’l-Menâm, Beyrut, 1412/1992; Seyyid Süleyman el-Hüseynî, Kenzü’l-Menâm: mükemmel ve Mufassal Rüya Tabirnamesi, İstanbul, 1340-1; Annemarie Schimmel, Halife’nin Rüyaları, İslam’da Rüya ve Rüya Tabiri, Çev. Tuba Erkmen, İstanbul, 2005; Çöğenli, M. Sadi, Bayram, Ali, Rüya Tabirleri Ansiklopedisi, İstanbul, trs.
88 er-Râzî, et-Tefsiru’l-Kebir (Mefâtihu’l-Gayb,), XVIII, 106.
89 Saffat, 37/ 102-107; İbn Kesir, Tefsirü’l-Kur’âni’l-azcaîm, IV, 15; Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, VI, 211-212.
90 Bkz. Yusuf, 12/50-57.
91 buharî, Tatavvu’, 1.
92 Sahabeden Abdullah b. Cübeyr istihare duası hakkında şöyle demiştir: Hz. Peygamber bizlere, tüm işlerde istihare duasını Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi öğretir ve şöyle buyururdu: “Sizden biriniz önemli bir şey yapmak istediği süre farz namazların haricinde iki rekat namaz kılsın, sonra şöyle dua etsin: “allah’ım! Senin ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını isterim ve kudretine sığınarak senden güç ve kuvvet isterim ve senin büyük lütfundan isterim; çünkü sen her şeye kadirsin, ben ise kadir değilim. Sen bilirsin, ben bilmem, sen bilinmeyenleri bilirsin. Allah’ım! Senin ezelî ilminde, yapmayı planladığım bu iş benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. Şayet bu iş senin ezelî ilminde, benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında şerli ise onu benden geri çevir, beni de ondan vazgeçir ve benim için nerede olursa olsun yalnızca hayırlı olanı takdir et, sonra beni ona razı kıl.” Bkz. Tirmizi, Salat, 344.
93 Cüveynî, Ebi’l-Mealî Abdilmelik, Kitabu’l-İrşâd ilâ Kavâti’l-Edilleti fî Usûli’l-İ’tikâd, Thk. Esad Temim, Beyrut, 1413/1992, 164-171.
94 buharî, İlim, 38, Ta’bir, 10; Müslim, Rüya, 10-11; Tirmizi, Rüya, 4.
95 İlham, bir mananın feyz yöntemiyle kalbe ilkası olarak tanımlanmaktadır. Bkz. Taftazânî, Saduddin, Şerhu’l-Akaid, (Kelam İlmi ve İslam Akaidi içindeki orijinal metin, Haz. Süleyman Uludağ,) İstanbul, 1991,12.
96 Taftazânî, Şerhu’l-Akaid, 12.
97 Matüridi, Ebu Mansur Muhammed, Kitabu’t-Tevhid, Thk. Fethullah Huleyf, Daru’l-Camiati’l-Mısrıyye, İskenderiye, trs., 7; Nesefi, Ebu’l-Muin, et-Temhid fi Usuli’d-Din, thk. Abdulhay Kabil, Kahire, 1407/1987, 3; Pezdevî, Ebu Yusr Muhammed, Usulu’d-Din, (Ehl-i Sünnet Akaidi), Çev. Şerafettin Gölcük, İstanbul, 1988, 12; Nesefi, Ebi Hafs Ömer b. Muhammed, Metnü’l-Akâid, (Kelam İlmi ve İslam Akaidi içindeki orijinal metin, Haz. Süleyman Uludağ,) İstanbul, 1991, 1; Köksal, İsmail, Fıkıh Usulü, İstanbul, 2008, 193.

Rüya tabirleri hakkında bilgi



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir